Dünyaya ve memlekete olan inancımızı kaybetmemiz için bir yığın sebebimizin olduğu şu sinik ve “fikirsiz” zamanlarda, bir fikir olarak “akademi”, Platon’un beklediği gibi bizi hakikate ulaştırma, daha erdemli ve umutlu bir yaşam sürme konusunda hâlâ bir vaat barındırabiliyor mu içinde? Ondan önce, akademide üretilen bilginin, sözün, kavramın gerçekten sorgulayıcı, eleştirel bir niteliği, işlevi ve hükmünün kaldığını söyleyebilir miyiz? Bu sorulara gönül rahatlığıyla olumlu yanıtlar veriyorsak, çoğu zaman yapıldığı gibi, akademiyi kendinden menkul, sürtünmesiz bir ortamda, neredeyse özsel bir haleyle donanmış olarak kabul etme naifliğinden kurtulamamışız demektir. Oysa, akademinin toplumsal gerçekliğe ne kadar etki ve müdahale edebildiğini-edebileceğini ölçebilmek için, belki de en başından yapmamız gereken, akademiyi içerisinde yer aldığı toplumsal, siyasal ve tarihsel koşullarla rezonans halinde düşünmek ve onu bir fikir olmaktan önce iktidarla bakışımlı bir ilişki içerisinde somut bir aygıt ya da mekanizma olarak mevcut işleyişiyle değerlendirebilmektir. ViraVerita olarak, dosya konumuzu “akademi” olarak belirlerken tam da böylesi bir saikten hareket ettik. Özellikle son birkaç on yılda, sermaye-piyasa mantığının toplumun her alanına tamamen hâkim kılınmasının da birer sonucu olarak üniversitede ticarileşme, şirketleşme, güvencesizlik, vs. gibi birçok ‘yeniliğin’ akademinin kısmi özerkliği ve işleyişini de tamamen ortadan kaldıracak biçimde devreye sokulmasına rağmen, hem dünyada hem de Türkiye’de akademinin kendisi tarafından bu sorunlar üzerine yeterince düşünülmemiş olması da, bizi “akademi” gibi başlık seçmenin gerekliliği ve güncelliğine ikna eden etmenlerden biri oldu. Bir aygıt ve mekanizma olarak akademinin işleyişindeki aksaklıklara, sorunlara, “akademik” bir dergide dikkat çekmeyi denemek istememiz ise, kendimizi söz konusu işleyişin tamamen dışında konumlandırabildiğimizden ya da akademiye her şeyin üzerinde kendinden menkul bir kurtarıcılık, saf bir hakikat anlatıcılığı rolü atfetmemizden değil, ama onda hâlâ eleştiri ve sorgulama vasıfları aracılığıyla bir toplumsal gerçekliğe etki edebilme imkânı görmemizden ileri gelmektedir. Zayıf da olsa böylesi bir umut ve beklenti bile, bize göre, akademiye dair entelektüel bir ilgi ve merakı ‘güncel’ kılmaya yeterlidir.

Dosyadaki yazıların çoğu, sosyal bilimin bizce olmazsa olmaz özelliklerinden biri olan, inceleme nesnesine yabancılaşmama, hem içeride hem dışarıda kalabilerek söz söyleyebilme zorluğunun üstesinden gelerek, Türkiye’de akademinin ahvalini ciddiyetle düşünmeye davet eden yazılar olarak şekillendi. Burcu Şentürk, “Çokuz ama Yokuz: Türkiye’de Akademisyen Kadınlar Üzerine Bir Analiz” başlıklı yazısında kadın akademisyenlerin Akademi’deki varlıklarını tarihsel ve sosyolojik bilgilere başvurarak analiz ediyor. Esra Çolak, “Akademide Güvencesiz Çalışma: Araştırma Görevlilerinin Deneyimleri” başlıklı yazısında asistanların güvencesizleştirilme sürecini yaptığı görüşmelerden faydalanarak ortaya koyuyor. Göksu Uğurlu, “Emek Hareketinde Yeni Arayışlara Bir Örnek: Piyasalaşan Akademide Asistan Dayanışmaları” başlıklı yazısında, emek mücadelesinin krize girdiği bir dönemde sendikal mücadeleye eleştirel bir perspektif ile bakarak piyasalaşan akademideki yeni mücadele biçimlerine ışık tutuyor. Bilgen Kükner, “Bir Hak Olarak Akademik Özgürlük” başlıklı yazısında, akademik özgürlüğü hukuki açıdan ele alarak, ülkemiz ve dünya anayasalarından örneklerle akademik özgürlüğün tarihi ve içeriği hakkında önemli bilgiler veriyor. Akademi dosyası için seçtiğimiz ve Ezgi Demir Oralgül’ün çevirdiği, Immanuel Kant’ın Fakülteler Çatışması adlı ünlü eserinin “Fakültelerin Birbirleriyle İlişkileri” başlıklı birinci bölümünde, hukuk, tıp, ilahiyat ve felsefe fakültelerinin doğuşu ve bu fakültelerin birbirleri karşısındaki konumlanışları ile devlet, bilim ve halk arasındaki ilişki üzerinden üniversite idesi tartışılıyor. Birkaç yüzyıl önce kaleme alınmış bu metinde yer alan tespitlerin ‘güncelliğine’ şahit olmanın okuyucularımızı da bizler kadar heyecanlandıracağını umuyoruz.

Dosya dışı bölümümüzde ise, Eylem Yenisoy Şahin “Badiou’nun Hakikat Kuramı” adlı yazısında, Badiou’nun eserlerinde hakikat kavramının nasıl irdelendiğini düşünürün farklı yapıtlarından yola çıkarak karşılaştırmalı bir biçimde ele alıyor ve düşünürün hakikat kuramına ilişkin farklı bir yorum sunuyor. Yine bu bölümde, son olarak, Chiara Bottici’nin Spinoza üzerinden “siyasal imgelem”in gücüne dikkat çektiği “Başka Bir Aydınlanma: Spinoza’da Mit ve İmgelem” adlı yazısı Nurbânu Karataş’ın çevirisiyle yer alıyor.

İyi okumalar diliyoruz.

Özet

Türkiye Küresel Toplumsal Cinsiyet Ayrımcılığı Endeksi’nde ve kadın istihdamı göstergelerinde alt sıralarda yer almaktadır. Kadınların düşük istihdamına ve toplumun her alanında karşılaştıkları cinsel ayrımcılığa rağmen, ülkedeki akademik personeldeki kadın oranı pek çok Avrupa ülkesindeki kadın akademisyen oranından yüksektir. Öte yandan bu yüksek oran kadınların akademik yönetimdeki temsiliyetlerine beklenen ölçüde yansımamakta ve ayrıca kadınların üniversite bölümlerine dağılımları arasında ciddi farklar görülmektedir. Bu çalışma istatistiksel verilere ve Türkiye’deki üniversitelerde yapılan araştırmalara dayanarak kadınların akademideki varlıklarının dinamiklerini analiz etmeyi hedeflemektedir. Bu doğrultuda araştırmada, Türkiye’deki kadın akademisyenlerin üniversitelerde ve yönetim kademelerindeki konumları ve kadın akademisyenlerin bölümlere göre dağılımındaki sayısal eşitsizlik üzerinden akademik çalışmanın cinsiyetlendirilmiş yapısı tartışılacaktır.

Anahtar Kelimeler: Kadın Akademisyenler, Toplumsal Cinsiyet Rolleri, Üniversite Eğitimi, Cinsiyetçi İş Bölümü.

Abstract

Compared to Turkey’s poor score in Global Gender Gap Index, and to the rankings of female employment, the high rates of female academics in universities need close examination. Based on the statistical data and research on Turkish universities, this study aims to provide a closer look into Turkish female scholars’ visibility inside academic world. The main argument will be on the contradiction, between the number of Turkish female staff in the academia and the number of them represented in administrative positions; beyond that, the gendered structure of the academic employment, based on the unequal distribution of female academics, is to be discussed.

Key Words: Woman Academics, Gender Roles, University Education, Sexual Division of Labour.

Özet

Kapitalizmin farklı istihdam biçimleri yarattığı günümüzde, “güvencesizlik” bu istihdam biçimlerinin ortak özelliği haline gelmiş durumdadır. Türkiye’de 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 50/d maddesi uyarınca istihdam edilen araştırma görevlileri de istihdam edilme biçiminin yapısal özellikleri itibariyle böyle bir durumu tecrübe etmektedirler. Bu çalışma, ilgili yasa hükmü dâhilinde istihdam edilmiş olan araştırma görevlilerinin güvencesizliği nasıl deneyimlediklerini, bilimsel faaliyetlerini yürütmede, gündelik yaşamlarını kurgulamada güvencesizliğin ne türden etkileri bulunduğunu tarif etme ve yorumlama amacı taşımaktadır. Çalışmanın ampirik verileri farklı devlet üniversitelerinde istihdam edilen, on beş kadın ve dokuz erkek olmak üzere toplam yirmi dört araştırma görevlisiyle yapılmış derinlemesine mülakatlardan elde edilen verilere dayanmaktadır. Araştırma bulguları, araştırma görevlilerinin kendi konumlarını tarif ediş biçimlerinde derin ve sürekli bir endişe ve kararsızlık taşıdıklarına ve gelecekleri hakkında yoğun bir umutsuzluk yaşadıklarına işaret etmektedir. Onların tariflerinden ortaya çıkan bu durum Standing’in “prekarya” kavramı ile atıfta bulunduğu durumla büyük oranda örtüşmenin yanında, Türkiye’de bilim insanı ya da akademisyen yetiştirme politikalarının yapısı bakımından acilen giderilmesi gereken önemli bir sorun alanının mevcut olduğuna işaret etmektedir.

Anahtar Kelimeler: güvencesiz istihdam, araştırma görevlileri, prekarya, akademi, Yükseköğretim Kanunu

Abstract

As capitalism creates different forms of employment, “insecurity” has become the common feature among all forms of employment. Research assistants who are employed according to the 50/d article of the Higher Education Act Code No. 2547, experience such a situation as idiosyncrasy of the employment form. This study’s purpose is explain how the research assistants who have been employed inclusive of aforesaid law provision experience the insecurity and what kind of impact insecurity has on conducting their scientific activities, editing their daily life. Emprical data was gathered through in depth interviews with fifteen female and nine male research assistants who are employed in various state universities. Research findings indicates that research assistants suffer from deep and permanent concern caused by instability of their position and are highly pessimistic about their future. Their situation overlaps with what Guy Standing refers to as “precarious” and points to a major problem in Turkish academic structure which needs to be resolved urgently.

Key Words: precarious employment, research assistans, precariat, academy, Higher Education Act

Özet

Bu yazının amacı emek mücadelesinin içinde bulunduğumuz dönemdeki sıkışmışlık durumundan çıkış için ihtiyaç duyduğu temele dair bir öneri getirmektir. Bir başka deyişle, emek hareketinin bir parçası olarak sendikal hareket üzerine bir incelemeyi içermesine rağmen, odağı sendikalara acilen hayata geçirilmesi gereken eylemler üzerine önerilerde bulunmak değildir. Yazının anlatmaya çalışacağı zemin tam da bu tip önerilerin önündeki yapısal engellere işaret etmektedir. Bununla birlikte, anılan sıkışmışlık durumundan çıkış için emek cephesindeki direniş ve direnişi sahiplenen hareketler de bulunmaktadır. Yazı, bu bağlamda, emek hareketinin sınırlarını işaret ederken bunun bir boyutunu oluşturan sendikal hareketin sınırlılıklarının da aşılması için yeni bir örgütlenme biçimine işaret ettiği savlanacak olan “asistan dayanışmaları”nın hangi temel nedenlerden ötürü ortaya çıktığını bir örnek olarak ele almaktadır. Bahsi geçen çerçeve doğrultusunda sendikal mücadeleyi de kapsayan emek hareketinin günümüz koşullarında karşı karşıya kaldığı sınırlılıklar üzerine soyut düzeyde kısmi bir analiz ile başlamaktadır. Söz konusu analiz yapılırken günümüz kapitalizm koşullarının kuşbakışı bir görüntüsü çıkarılıp ardından emeğin güvencesizleşmesi ve esnekleşmesi ile emeğin örgütlenme biçimlerinden biri olarak sendikal hareketin karşılaştığı baskı ve yapısal sınırlılıklara dair birkaç temel noktaya değinilmektedir. Takip eden kısımda genel olarak akademinin dönüşümü ve bu bağlamda akademisyenin proleterleşmesi, asistanların (diğer adıyla araştırma görevlilerinin) emek süreçleri ile toplumsal yapıdaki konumlarına dair birkaç noktaya temas edilmektedir. Bir alt kısım ise bugün emek mücadelesinin içinde bulunduğu örgütlenememe koşulları altında “direniş” şeklinde beliren yeni biçimi hakkında “enformel grup” kavramsallaştırması ile asistan dayanışmaları arasında kurulacak ilişki üzerinden bazı çıkarımlar yapılmaktadır. Son kısım, önceki kısımlarda şekillendirilen tabloya dayanarak günümüzde yeni bir emek hareketi eksenine dair saptamalar ile yazıyı sonlandırmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Neo-liberal Politikalar, Akademinin/Üniversitenin Dönüşümü, Emek Mücadelesi, Enformel Grup, Sendikal Hareket, Araştırma Görevlisi (Asistan).

Abstract

This article aims to suggests a way out from the stucked position of the labor struggle in contemporary era. Put it differently, in spite of including an assessment of the trade union movement as a part of labor movement, its focus is not to suggest urgent actions for trade unions to adopt immediately. The structural constraint this article attempts to explain is the reason behind these kind of suggestions become vain today. Nevertheless, there is resistance against this crisis and stucked position of the labor struggle, as well… In this context, article takes the example of “research assistants’ solidarity movements” with the circumstances that led to their existence. In order to reach this aim, article begins with a brief examination of transformation of state form and limitations against the labor movements which include trade union movements. Particularly, commodification of education and precarious, insecure structure of the current labor market and oppression against labor movement as parts of neo-liberal policies are considered as significant elements of transformation, regarding the subject. Following section discusses the transformation of “academy/academia” and proletarianization of academicians in the context of this transformation and lastly, position of the research assistants in labor process and social structure. Afterwards, next section seeks to reveal the relations between “research assistants’ solidarity movements” and the new form of “resistance” of labor, namely “the informal groups”, under mentioned circumstances. In the final section, article suggests a new way of thinking for the labor movement in neo-liberal era.

Key words: Neo-liberal Policies, Transformation of Universities/Academy, Labor Struggle, Informal Groups, Trade Union Movement, Research Assistant.

Özet

Uzun yıllar boyunca, kurumsal bir özgürlük olan üniversite özerkliğinin gölgesinde ihmal edilen akademisyenlerin akademik özgürlüğü, bugün bu özgürlüklerden sağlanan toplumsal fayda açısından birincil öneme sahip hale gelmiştir. Gelinen süreçte, üniversitelerle ilgili tartışmaların öncelikle akademik özgürlük üzerinden yapıldığı görülmekle birlikte, bu tartışma genellikle akademik özgürlüğün akademisyenin şahsına bağlı bir hak olduğu kabulünün dışında bir seyir izlemektedir. Oysaki bu kavramın asli öznesi akademisyen, bu özgürlük sayesinde bilimin ve toplumun kendisinden beklediği fonksiyonları yerine getirebilmektedir. Ancak akademik özgürlüğün de diğer bireysel haklar gibi sınırlarının olduğu tartışmasızdır. Tartışılan nokta; bu sınırı kimin, nasıl çizeceğidir.

Bilimsel bilgi düzeyi, uzun ve meşakkatli süreçlerin sonunda elde ettiği akademik unvanlarla ölçüme tabi tutulan akademisyenin öncelikli sınırının bilimsel ahlak olduğu kabul edilebilir. Bu bilimsel ahlakın akademisyen için nasıl bir alanı ifade ettiği ile ilgili temel saptama, akademisyenin bu unvanları kazandığı uzmanlık alanı olarak yapılabilirse de interdisipliner bilim dalları açısından uzmanlık alanının belirlenmesi zorluğu bu konuyu daha da ilgi çekici ve tartışılır hale getirmektedir. İşte bu çalışma ile amaçlanan akademisyenlerin bireysel hakkı akademik özgürlüğün sınırları ile ilgili tartışmaları ortaya koyarak bu alandaki belirsizliğin kalkmasına kendince bir katkıda bulunmaktır.

Anahtar sözcükler: Üniversite, Üniversite Özerkliği, Akademik Özgürlük, Akademisyen, Akademik Özgürlüğün Sınırı

Abstract

For a long time, academics’ academic freedoms were considered as secondary important issues after universities’ autonomy as institutions. In contemporary world, regarding the social benefit provided by these freedoms, academic freedom as individuals’ right started to be considered more important. Disputes took place about academic freedom, however, academic freedom is not considered as academics’ individual right. On the other hand, if there is a level of performance expected from the academician, there should be a space for him or her to work freely in that field of study in order to fulfill these expectations. Undoubtedly, like other individual rights, academic freedom has borders and limitations. The controversial poin is: who will determine these borders and limitations and how they can limit academic freedom?

Academic affilliations are rewarded to academicians after a long time of dificult, dedicated work and considered as the criteria for determining the level of success. Generally, this ethical rule in academia applies to the main field of study. Nevertheless, it is not always possible to determine the core field of study, when one considers interdisciplinary topics. This very problem, makes that issue more interesting and argumentative. The main aim of this study is to expose the disputable issues regarding the boundaries of academic freedom as individuals’ right and by that way, shed some light on this ambigious matters.

Key Words: University, University Autonomy, Academic Freedom, Academician, Limits of Academic Freedom

Özet
Immanuel Kant’ın, The Conflict of Faculties-Der Streit der Fakultaten, (trans. Mary J. Gregor, Abaris Boks, 1979) adlı eserinin 1. bölümünün çevirisidir. Çeviride İngilizce ve Almanca metinlerin ikisi de karşılaştırmalı olarak kullanılmıştır.

Özet

Alain Badiou hem on dokuzuncu yüzyılın büyük Hakikat anlayışı hem de postmodern geleneğin hakikati göreli olarak kavramasını eleştirerek, hakikatin göreli olmayan/nesnel dayanakları olan bir “çokluk” olduğunu göstermeye çalışır. Bu yazıda Badiou’nun bu iddiasını ne denli temellendirebilmiş olduğu sorgulanacaktır. Bu amaçla hakikatin ne olduğuna dair genel bilgi verilmesinin ardından, hakikatin eksiltme biçimlerinin (karar verilemez, ayırdedilemez, türeyimsel ve adlandırılamayan) analizi yapılıp hakikatin iki unsuru olan özne ve olayın nasıl mistik bir şeye dönüştüğü, hakikatin ise ulaşılamaz bir öteye nasıl havale edildiği gösterilmeye çalışılacak. Son bölümde ise, hakikat prosedürlerinin analiziyle, hakikat ve hakikatin öznesi arasındaki ilişkinin “düşünce” alanına taşınmış olması nedeniyle, hakikatin soyut ve maddi yaşamdan kopuk olduğu iddia edilecektir.

Anahtar Kelimeler: Alain Badiou, olay, özne, hakikat, çokluk, sonsuzluk, görelilik.

Abstract

Alain Badiou tries to indicate that truth is multiple with its objective foundations and so it is not relative by criticizing both the great understandings of Truth in the nineteenth century and the relative truths of postmodernism. In this essay, I will try to examine whether Badiou’s thoughts are well grounded. After having presented generally what truth is about, I will analyze the subtracted elements of truth (the undecidable, the indiscernible, the generic, the unnamable) to demonstrate how subject and event as the two elements of reality are turned into mystical things and how truth is passed into something beyond attainable. In the last section of the paper, by construing the truth procedures in Badiou’s philosophy, it will be claimed that according to Badiou truths are abstract and indifferent to the real life since the relationship between truth and its subject is grounded only by the mediation of subject’s “life of thought”.

Keywords: Alain Badiou, event, subject, truth, multiplicity, infinity, relativity.

Özet
2012 yılında Constellations dergisinin 19. cildinde (sayı 4) yayınlanmış olan makalenin çevirisidir.